Bir alternatif iktisadi model olarak BÜKOOP

Bir alternatif iktisadi model olarak BÜKOOP

Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP), 5 yıldır Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs’teki ufak, yaklaşık 40 metrekarelik mekanda, gıda alanındaki tüketicileri ve üreticileri aracılar olmaksızın buluşturmayı hedefleyen bir alternatif iktisadi model olarak üniversite hayatını bambaşka bir şekilde örgütlemekte. Katılımcı, eşitlikçi ve paylaşımcı bir iktisadi ve toplumsal sistemi inşa etmede bir ilk adım, her duyanı heyecanlandıran ve “neden bizim üniversitede, mahallede, iş yerinde de bir BÜKOOP olmasın ki?” dedirten bir ilk göz ağrısı.

Bir alternatif modelden bahsediyorsak eğer, onu teorik, karmaşık sözlerle anlatıp da kimseyi “bu kapitalist dünyada böyle bir sistemi nasıl kuracağız, bu güce sahip olabilsek zaten bu kapitalizm denilen illetten çoktan kurtulmuş olurduk” dedirtip bunaltmayalım. Söze pratiklerden, somut olarak yapılabilenlerden başlayalım, ardından ilerisi için olan hayallere dalıp beraberce başka alternatifleri düşlemek daha kolay olur belki.

BÜKOOP, tarımdaki toplumsal, ekonomik ve ekolojik eşitsizliklere kafayı takmış üniversite mensupları tarafından 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü’nde kuruldu. Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nun, o zaman Tohum İzi Derneği’nde aktif olan dostların ve üniversitede örgütlü olan Eğitim-Sen’in ön ayak olmasıyla, doğrudan küçük ölçekli çiftçilerden, idari personel, akademik personel ve öğrenciler dahil olmak üzere üniversite mensuplarına, adil, temiz, yerel gıdayı aracısız olarak, doğrudan ulaştırmayı hedeflemekteydi.

Bu hedefe ulaşma yönünde benimsenen pratiklerden bahsetmek cesaret verici olacaktır diye ümit ediyorum:

Kâr amacı gütmeden, yalnızca gönüllü emeğiyle, hafta içleri günde sadece bir saat açılan bir Barakamız var. Barakamız hem satış alanımız, hem depomuz, hem de en önemlisi gıdaya dair bilgilerin paylaşıldığı bir kamusal mekan, yeni yeni kullanılmaya başlayan tabirle söyleyecek olursak, bir “müşterek”. Bu müşterek mekanda, bir ürün satın almaya geldiğinizde, BÜKOOP’un bir üreticisiyle karşılaşıp laflayabilirsiniz, bir ürünün tadına bakabilirsiniz, bir üretim yöntemine dair kafanızdaki soru işaretlerini o andaki Baraka nöbetçisi gönüllüye sorabilirsiniz. Ya da belki bir üretici söyleşisine denk geldiyseniz, oturup uzun uzun her bir ürünün üretim süreçleri hakkında bilgi alabilir, üreticiye bizzat “Bu bal neden şekerleniyor? Üretim esnasında kimyasal kullanıldı mı? Üretimi kaç kişi beraber yapıyorsunuz? Üretimde sezonluk işçi çalışıyor mu?” gibi pek çok soruyu yöneltebilirsiniz.

Baraka’da alışverişinizi yaptınız, kasada fişinizi üniversitenin rektör yardımcısı kesiyor olabilir. Bir lisans öğrencisinin ise ona kasa fişi kesildikten sonra ne yapması gerektiğini anlattığına şahit olabilirsiniz. Tam “üniversitede roller ne zaman bu kadar değişti” diye düşünürken içeri idari personelden biri girip her ikisiyle de şakalaşıp, ardından size bir ürün hakkında edindiği yeni bilgileri anlatmaya başlayabilir. Alternatif bir model demiştik, değil mi? İşte üniversite hiyerarşisinin yıkıldığı bir an, alternatif derken biz biraz da bunu kast ediyoruz.

Ya da Baraka’ya geldiğinizde, BÜKOOP işlerinin konuşulduğu toplantılardan birine denk geldiyseniz, hemen masaya buyur edilirsiniz. Masada bir mezun, iki lisans öğrencisi, iki profesör, üç de idari personel hararetle hangi ürünün bu sene iklim koşulları yüzünden çok az üretilebildiğini konuşuyor olabilirler. Bu sene ne kadar zeytini hangi üreticiden kooperatife getireceklerini tartışıyorsalar, mutlaka masadaki herkes ikna olana kadar o konu tartışılmaya devam edilir. İkna edilemeyen biri kaldıysa, o tartışma yeniden enine boyuna konuşulmak üzere bir sonraki toplantıya ertelenir. Katılımcı bir mekanizma demiştik, değil mi? İşte bu sebepten: Toplantılar, üye olsun olmasın tüm BÜKOOP dostlarına açıktır. Toplantıda kararlar görüş birliği ile alınır. Böylece BÜKOOP yavaş yavaş ama emin adımlarla yeni üreticilerine, yeni ürünlere, yeni satış yöntemlerine, yeni gönüllülerin nasıl Baraka’ya çekileceğine karar verir. Hatta tam bu toplantı esnasında BÜKOOP üreticilerinden birine de doğrudan telefon açılıp üretim yöntemi, paketleme veya kargo ile ilgili sorular da sorulmuş, üreticiyle beraber planlar yapılmış olabilir. Bu üretici muhtemelen bir tarımsal üretim kooperatifi , bir kadın emeği derneği veya küçük aile çiftçiliği yapan bir Çiftçi-Sen üyesidir. İşte o an kapitalist sisteme alternatif olabilecek bir katılımcı planlama tecrübesine şahit oldunuz demektir.

Sonra bir bakarsınız BÜKOOP toplanmış bir üreticiye tarla ziyaretine gidiyor. Bununla amaçlanan, üreticiyi ve üretim yöntemlerini daha iyi tanımak, soruları doğrudan üreticiye yöneltirken, bir yandan da tarladaki koşulları daha yakından incelemektir. Böyle ziyaretlerde hele bir de benzer bir üretim yapan bir üreticimiz de yanımızda olursa değmeyin keyfimize. Bir üreticiye giderken yanımızda başka bir üretici neden mi var? Bir üreticinin derdinden, en iyi benzer bir gıda üreten başka bir üretici anlar da ondan. Yani üreticimiz, diyelim elma üreticisi, ziyarete gittiğimiz üreticiye elmaya dadanan zararlılardan kurtulmada kimyasal ilaçlar olmadan (bazı üreticilerimiz kimyasal ilaç yerine doğrudan “zehir” demeyi tercih ediyor) hangi yöntemleri kullandığını aktaracak; örneğin, böceklerin elmalara zarar vermesini engellemede sarı yapışkan tuzakları nasıl kullanacağını, nereden temin edeceğini anlatacak. Siz de tüketici olarak (ama şimdiye çoktan bir “yarı-üretici” oldunuz muhtemelen) bunları dinleyip tükettiğiniz gıdaya bir adım daha yaklaştınız bile. Bu sisteme ne mi deniyor? “Katılımcı sertifikasyon” ya da “topluluk destekli tarım”. Çok mu fiyakalı geldi bu isimler? Çok basit evrensel insani prensiplere dayanan bir sistemden bahsediyoruz aslında sadece: Güvene dayalı, iletişimi ve dayanışmayı ön planda tutan bir mekanizma kast ettiğimiz.

Ürünü tanıdınız, üreticiyi tanıdınız, iyi güzel. Pekiyi ama fiyatlar? Fiyatları ne belirliyor? İktisada giriş 101 derslerinde gördük belki: piyasadaki arz ve talep, değil mi? Yanılmış olabilirsiniz. Üretici ve tüketici arasında kurulan uzun erimli güvene dayalı ilişki, üretici için düzenli ve ön görülebilir bir talep demek. Bu ise fiyatların ağırlıklı olarak piyasa koşulları tarafından değil de, bizzat üretici ile tüketici arasındaki ilişki tarafından belirlenebileceğinin bir göstergesi. Hele ki, ilişkinin hem üretim hem tüketim ayağında birer kooperatif ya da mesela bir dernek örgütlenmesi varsa, bu ilişki daha da sürekli ve sağlam hale gelebilir. Aracının veya toptancının tehditkar yaklaşımından üreticinin kurtulması, elbette tüketiciye de olumlu yansıyacaktır. Üreticinin koşullarını bilen tüketici, yalnızca kimyasallardan uzak, iyi bir üretim sürecinden geçmiş bir gıda elde etmeyecek, aynı zamanda gıdaya uygun bir fiyatla erişmiş olacaktır.

BÜKOOP benzeri yapıların, üreticiyle ilişkileri güçlendirirken ve gıdayla ilgili her gün yeni bir şey öğrenirken, ürünlerin ucuzlama potansiyeline dair yeni pek çok faktörü de keşfedeceklerini söylemeden geçmeyelim. Bu, çeşitli yollarla olabilir, örneğin, gönüllü emek, BÜKOOP benzeri örgütler arası lojistik dayanışma, üreticiye verilen maddi veya fikri destek vb. sayesinde üreticinin daha kolay planlama yapılabilmesi… Bu arada temiz ve adil gıdayı elde ederken organik sertifikasyonda olduğu gibi sertifikasyon şirketleriyle herhangi bir gelir paylaşımı içine ne tüketicinin, ne de üreticinin girmeyeceğinin de altını çizelim. Elbette bu da bir potansiyel ucuzlama sebebi olarak sayılabilir. Bu noktada, yalnızca yüksek gelire sahip grupların sağlıklı, temiz gıdayı tüketmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, düşük gelire sahip topluluklar için de, toplumsal ve ekolojik olarak adil gıdaya erişimin bir hak olduğunu vurgulamakta fayda var. Eşitlik ilkesi mi demiştik daha önce? Evet, tam da bu ilkenin beden bulabileceği pratiklerden bahsediyoruz burada.

Özetle, BÜKOOP gıdada tüketicinin yaşadığı yabancılaşmayı alt etmeyi amaçlayan, üreticinin yaşadığı ekonomik çıkmazlara engel olmaya çalışan, kapitalist sistemin, ekolojik ve toplumsal anlamda yıkıcı pek çok pratiğine karşı bizi örgütlemeye çalışan bir ufacık örnek. Türkiye’de kooperatifçilik deyince, yolsuzluk, tutulamayan sözler, şeffaflıktan uzak yönetim şekilleri ve pek çok kavga gürültü gelmekteyken, bütün bunların gölgesinde kalmadan, sürdürülebilir, herkesin katılımına açık, şeffaf bir örgütlenme şeklinin mümkün olabileceğini kendine ve çevresine kanıtlamaya çabalayan bir örgüt BÜKOOP. Böyle bir örgütlenmenin ise tarımdaki kimyasal kullanımından tutun da, üreticilerin hapsedildiği kısır döngülere kadar pek çok toplumsal alana müdahale edebileceğini ısrarla vurgulayan, tüketiciyi ve üreticiyi aynı platformda bir araya getirip, ikisinin ayrı taraflarda olmadığını, toplumsal ve ekolojik adaleti sağlamada beraberce çalışıp didinebileceğini iddia eden güler yüzlü bir toplumsal örgütlenme şekli. Bu haliyle bir yandan toplumu gıda üzerinden örgütlemeye çalışırken, bir yandan da politik bir duruş sergiliyor, yeni insanları arasına katmada basma kalıplaşmış siyasi söylemlerden kurtulup, toplum içerisinde yeni bir ilişkiler ağı örmeye çabalıyor.

Neoliberal iktisadi öznelerin 1980’lerden itibaren topluma dayattığı “Bir alternatif yok” söyleminin aksine, benzer umut mekanlarının mahallemizde, çalıştığımız yerde ya da kırsalda inşa edilebileceğini, mutlak olarak ayrışmış gözüken kent ve kırsal arasında dayanışma örmenin mümkün olduğunu gösteren bir alternatif ekonomik model BÜKOOP. Umudun var olduğu yerde, değişim de mümkün. Değişim için ise hemen başlayalım, benzer alternatiflerle “yaşamı örgütleyelim” . Bunun ilk kıpırtılarını şimdiden görmeye başladık bile, son iki senedir sürekli daha fazla kentli topluluktan “benzer bir gıda örgütlenmesini nasıl kurabiliriz?” sorusunu duymaktayız. Umarız ki, bu yazıyla sizin de aklınıza ve kalbinize bunun tohumlarını ekmişizdir.

Pınar Ertör Akyazı